15 Ocak 2012 Pazar

DÜNYADAN BİR KAHRAMAN GEÇTİ

                                              
 Onun  gençlik yıllarındaki vatanına hizmet için verdiği mücadeleyi çok iyi hatırlarım. Büyük küçük hepimiz  kurduğu Türk Mukavrmet Teşkilatına kaydolmuştuk. Bizlere vatan aşkını o öğretmişti. Rauf Denktaş'tan bahsediyorum. Rahmetli Dr. Küçük ve Osman Örek'le birlikte  Kıbrıs türklerinin sorunlarını gorüşmek için  Türkiye'ye gidip zamanın devlet büyükleriyle toplantılar yapan,hep birlikte Avrupa  ülkelerinde konferanslara katılıp rumların türklere uyguladığı baskıları, yaptığı haksızlıkları anlatan o   yürekli insanlardı. 1950 li yılların başlarıydı. Ben ilkokula gidiyordum. Okul sonrası eve döndükten sonra annemle birlikte Sarayönü veya Girne Kapısı meydanına gidip bizim gibi çok sayıda
bekleyene katılarak onların yurtdışından getireceği haberleri beklerdik.Uçağın rotar yaptığı zamanlarda bile hiç sıkılmadan beklerdik. Sonunda gelir, büyük bir heyecanla türk halkının davalarıyla ilgili  Türkiye'nin desteklerini  bizlere anlatır,içimizi rahatlatırlardı. Türk halkı olarak onlara güven duyar, huzur içinde evlerimize dönerdik. Bu mücadeleyi yıllarca seve seve yapmışlar ve sonunda Türk halkını rum zulmünden kurtarmışlardır. Bu hiç te kolay olmamış.
 Daha fazla söze gerek olmadığını düşünüyorum, Aslında herkes en azından bugün Kuzey Kıbrıs'taki türklerin birarada ve güven içinde olduklarını biliyor. . Oysa  bizim çocukluk yıllarımız acılar,korkular ve endişeler içinde geçmiştir. Hergün onlarca kişi ölürken iş toplu mezarlara kadar varmıştır. Benim  yaşımda olanlar da bugünler için Allah'a dua ediyorlardır eminim. Rauf  Denktaş'a
Allah'tan rahmet dilerim,hepsinin mekanı cennet olsun..

11 Aralık 2011 Pazar

Yapayalnız Bir Ağaç

Bu soğuk Pazar sabahı yedi otuzda kalktım.İyi bir uyku çekmişim. Hemen kahvaltımı yapıp bilgisayarımın başına geçtim. Gazetelere gözatıp yazmaktı niyetim, kahvemi yudumlarken  blogumu açtım ki güncellemelerden baş almak ne mümkün.
 Uzun zaman yazmamak,  yazamamak. Aklımda bir dolu konu, başlık. Hepsi silindi mi! Ya notlarm?  Ahh. Hiç bir şeyden uzak kalmaya gelmez. Boşuna; gözden uzak, gönülden de uzak dememişler.   
    Bugün nedense gözüm  penceremizden görünen şu dalları ve gövdesiyle aşağıya doğru eğilmiş üst yoldaki asi görünümlü ağaca takıldı. Yalnızlığı içimi burktu. Her mevsimde ayrı bir görüntüye bürünür.Ama kışın çok durgun ve hırçındır. Çevresindeki diğer ağaçlara hiç benzemez oldukça özeldir. her mevsim ayrı bir görünüme bürünür. İlkbaharda yemyeşil tomurcuklarıyla baharı müjdelerken gönülleri coşturur. Yazın iri, yeşil yaprakları dalga dalga  dalgalanan saçlarıyla bir genç kızı andırır, sonbaharda sarı yapraklar hem kocaman hem yumuşacıktır, ha döküldü ha dökülecek. Sarı elbiseler giyen olgun bir kadını anımsatır. Hüzünlüdür,romantiktir. insana şiirler yazdırabilir. Kışın tek yaprağı yoktur,aşağıya sarkan dallar çırılçıplaktır. Bu haliyle üşüdüğünü düşünür, hüzünlenirim. Sadece üşümek mi? Aynı zamanda
sevdiği birçok yakını dağılıp gitmiş (kimi ölmüştür,kimi uzaktadır)yaşlı bir kadını çağrıştırır her zaman.
Bu ağacın yazlık görünüşü

Bu da kışlık görünüşü
 Sonbaharda yaşlanan ağaçlar, ilkbaharla hayata yeniden başlar. İnsanlar öyle mi? Yaşlanır ve ölürler. Her şey biter. Acaba biter mi? Belki de  emekli yargıç Turgut Ceyran'ın, "Tanrı'nın Yeryüzündeki  Halifesi" isimli kitapta yazıldığı gibi bu hayata tekrar tekrar gelip gidiyoruz da bunun farkında değiliz miyiz, olamaz m? Bana sorulsa, bu hayata bir kere gelmenin yeteceğini söylerdim.. Belki birgün yukarıda  bahsettiğim kitabı özetlerim burada.